92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , isim , isim , Kura ile eşleşen iki otomobilin aynı anda başlayarak 402 metrelik düz ve asfalt bir zemini en kısa zamanda bitirmesine dayalı bir yarış, otodrag
1. -e , -e , -e , -e , Yetenek, imkân ve gücü aşan bir işe girişmek
1. Maziyi bilmek, sevmek ve hatırlamak başka, onu tekrar diriltmeye kalkışmak yine başkadır.
1. Maziyi bilmek, sevmek ve hatırlamak başka, onu tekrar diriltmeye kalkışmak yine başkadır.
2. Girişmek, başlamak, yeltenmek
1. Bunu haber alınca zavallı intihara kalkışmış.
1. Bunu haber alınca zavallı intihara kalkışmış.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çabucak kalkmak
1. Can havliyle silkinip toparlanarak ve bütün bağlarından sıyrılarak birdenbire ayağa kalkıvermiş.
1. Can havliyle silkinip toparlanarak ve bütün bağlarından sıyrılarak birdenbire ayağa kalkıvermiş.
Telaffuz : kalkı'vermek
1. isim , isim , isim , isim , Kalkmak işi
1. Sabahları erken kalkmayı sevmeyen, gece geç yatan gececi kişilerdensiniz.
1. Sabahları erken kalkmayı sevmeyen, gece geç yatan gececi kişilerdensiniz.
düşe kalka
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Gitmek üzere yerinden ayrılmak
1. Niye kalktınız, biraz daha otursaydınız.
1. Niye kalktınız, biraz daha otursaydınız.
2. -den , -den , -den , -den , Oturma durumundan dik duruma gelmek, doğrulmak
1. Annem yerinden kalktı, yanıma geldi, bir kolunu uzatarak omzuna doladı.
1. Annem yerinden kalktı, yanıma geldi, bir kolunu uzatarak omzuna doladı.
3. -den , -den , -den , -den , Uyanarak yataktan ayrılmak
1. İstemeye istemeye, altüst olmuş yataktan kalktım.
1. İstemeye istemeye, altüst olmuş yataktan kalktım.
4. Yukarı doğru yükselmek
1. Terazinin bir gözü inince öbürü kalkar.
1. Terazinin bir gözü inince öbürü kalkar.
5. Taşıtlar yola çıkmak
1. Tren saat onda kalktı.
1. Tren saat onda kalktı.
6. -den , -den , -den , -den , Uçmak, havalanmak
1. Uçak pistten kalktı.
1. Uçak pistten kalktı.
7. Yerinden ayrılıp yol almaya başlamak
1. Çıkın arabaya, kalkacak şimdi, kalacaksınız buracıkta!
1. Çıkın arabaya, kalkacak şimdi, kalacaksınız buracıkta!
8. -e , -e , -e , -e , Hayvan iki art ayağı üzerinde dik durum almak
1. At, art ayakları üzerine kalktı.
1. At, art ayakları üzerine kalktı.
9. Kabarmak, ayrılmak
1. Masanın kaplaması kalktı.
1. Masanın kaplaması kalktı.
10. Derlenip götürülmek
1. Ne zaman kalkacağını, nereye gömüleceğini bilmek, bildirmek mümkün değil.
1. Ne zaman kalkacağını, nereye gömüleceğini bilmek, bildirmek mümkün değil.
11. Hasta iyileşerek gezecek duruma gelmek
1. Hasta bir haftaya kadar kalkar.
1. Hasta bir haftaya kadar kalkar.
12. Varlığı, hayatı son bulmak
1. Halifelik kalktı.
1. Halifelik kalktı.
13. -den , -den , -den , -den , Yok olmak, artık bulunmamak
1. Ortalıktan kar kalkınca gelebilirim.
1. Ortalıktan kar kalkınca gelebilirim.
14. -e , -e , -e , -e , Girişmek, başlamak, davranmak, yeltenmek
1. Gözlüklerini takmadan okumaya kalktı.
1. Gözlüklerini takmadan okumaya kalktı.
15. Geçerli olmamak, geçerliğini yitirmek, geçmez olmak
1. Yasanın bu maddesi kalktı.
1. Yasanın bu maddesi kalktı.
16. Uygulanmaz olmak
1. Sıkıyönetim kalktı.
1. Sıkıyönetim kalktı.
17. Güncelliğini yitirmek
1. Bu âdet çoktan kalktı.
1. Bu âdet çoktan kalktı.
18. -e , -e , -e , -e , Bir durumdan başka bir duruma geçmek
1. Dörtnala kalkmak.
1. Dörtnala kalkmak.
2. Tırısa kalkmak.
2. Tırısa kalkmak.
19. -e , -e , -den , -den , -e , -e , -den , -den , Başka yere gitmek, taşınmak
1. O yıl çok geçmeden piyade taburu bizim ilçeden başka ilçeye kalktı.
1. O yıl çok geçmeden piyade taburu bizim ilçeden başka ilçeye kalktı.
20. -e , -e , -e , -e , Ayakta beklemek
1. Mektepte cezaya kalkmış gibi duruyorsun.
1. Mektepte cezaya kalkmış gibi duruyorsun.
1. isim , isim , kimya , kimya , isim , isim , kimya , kimya , Periyodik dizgede, altıncı gruptaki oksijen, kükürt, selenyum, tellür, polonyum elementlerinin genel adı
Lisan : Fransızca chalcogène
Telaffuz : l ince okunur
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bakırın kullanılmaya başlamasıyla nitelenen (tarih öncesi dönem)
Lisan : Fransızca chalcolitique
Telaffuz : l ince okunur
kallavi fincan
1. isim , isim , tarih , tarih , isim , isim , tarih , tarih , Vezir ve sadrazamların giydikleri bir tür kavuk
2. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Çok iri, kocaman
Lisan : Arapça ḳallāvī
Telaffuz : kalla:vi:, l ince okunur
1. isim , isim , isim , isim , İri, kulpsuz fincan
1. Kallavi fincanını çalkalayıp çalkalayıp diker, dibinde hiç telve bırakmamacasına!
1. Kallavi fincanını çalkalayıp çalkalayıp diker, dibinde hiç telve bırakmamacasına!
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan
1. Gene gülümsüyordu ama artık kalleş bir hınç vardı gülümseyişinde.
1. Gene gülümsüyordu ama artık kalleş bir hınç vardı gülümseyişinde.
2. Birine gizlice kötülük eden
Lisan : Arapça ḳallāş
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kalleşe yaraşır
1. Falsolu vuruş kalleşçe bir aldatıştır.
1. Falsolu vuruş kalleşçe bir aldatıştır.
2. zarf , zarf , zarf , zarf , (kalle'şçe) Kalleşe yaraşır bir biçimde
1. Gerçeği söylemek, ömrünün son yıllarını yaşayan bu yaşlı Osmanlı paşasını görmezliğinden kalleşçe faydalanarak alnının ortasından tabancayla vurmak gibi geliyordu.
1. Gerçeği söylemek, ömrünün son yıllarını yaşayan bu yaşlı Osmanlı paşasını görmezliğinden kalleşçe faydalanarak alnının ortasından tabancayla vurmak gibi geliyordu.
1. isim , isim , isim , isim , Kalleş olma durumu
2. Kalleşçe davranış
1. Kalleşliğin binbir çeşidi apaçık görünüyordu bu gülüşte.
1. Kalleşliğin binbir çeşidi apaçık görünüyordu bu gülüşte.
kalma durumu, babadan kalma, dededen kalma
1. isim , isim , isim , isim , Kalmak işi
1. Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak.
1. Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak.
2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan
1. Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk.
1. Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk.
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Bulunma durumu
kala kala, geri kalmış
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
1. Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı.
1. Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı.
2. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
1. Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı.
1. Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı.
3. -de , -de , -de , -de , Konaklamak, konmak
1. Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim.
1. Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim.
4. -le , -le , -le , -le , Oturmak, yaşamak
1. Tam beş sene benimle beraber kaldı.
1. Tam beş sene benimle beraber kaldı.
5. Eğleşmek
6. Hayatını sürdürmek, yaşamak
1. O aileden bir bu çocuk kaldı.
1. O aileden bir bu çocuk kaldı.
7. Varlığını korumak, sürdürmek
1. Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı.
1. Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı.
8. -de , -de , -de , -de , Oyalanmak, vakit geçirmek
1. Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı.
1. Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı.
9. Sınıf geçmemek
1. Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de.
1. Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de.
10. -de , -de , -de , -de , İşlemez, yürümez duruma gelmek
1. Araba yarı yolda kaldı.
1. Araba yarı yolda kaldı.
11. -e , -e , -e , -e , İleriye atılmak, ertelenmek
1. Mahkeme ayın on sekizine kaldı.
1. Mahkeme ayın on sekizine kaldı.
12. -de , -de , -de , -de , Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak
1. Oda duman içinde kaldı.
1. Oda duman içinde kaldı.
13. -de , -de , -de , -de , Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek
1. Bugün iş maddesinde kaldık.
1. Bugün iş maddesinde kaldık.
14. -den , -den , -den , -den , Miras olarak geçmek
1. Çiftlik ana babasından kalmış.
1. Çiftlik ana babasından kalmış.
15. -den , -den , -den , -den , Yapamamak
1. Misafir geldi, gezmeden kaldık.
1. Misafir geldi, gezmeden kaldık.
16. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
1. Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına.
1. Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına.
17. -le , -le , -le , -le , Yetinmek
1. Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı.
1. Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı.
18. -le , -le , -le , -le , Sınırlanmak
1. Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı.
1. Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı.
19. Herhangi bir durumu sürdürmek
20. yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , Olmak, herhangi bir durumda bulunmak
1. Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık.
1. Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık.
21. yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
1. Bakakalmak.
1. Bakakalmak.
2. Şaşakalmak.
2. Şaşakalmak.
3. Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak.
3. Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak.
kalmalı tümleç
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Kalma durumunda olan
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Çoğu kez fiilin, bazen de adın anlamını tümleyen ve kalma durumunda bulunan dolaylı tümleç
1. Çocuklar evde yalnız oturuyorlar.
1. Çocuklar evde yalnız oturuyorlar.
2. O, dakikalarca ayakta alkışlandı.
2. O, dakikalarca ayakta alkışlandı.